11
Eskişehir Eğitim-Sen Şube Başkanı Serkan Demir Neyin Peşinde?
Eğitim-Sen Eskişehir Şubesi Başkanı Serkan Demir’in, Kamu Emekçileri Cephesi ile ilgili yaptığı “KAMU EMEKÇİLERİ CEPHESİ, HATİCE ÖĞRETMEN ÜZERİNDEN YÜKSELİR Mİ?” başlıklı yeni açıklamayı üzülerek okuduk. Bizi üzen nokta, kamu emekçilerinin onurlu mücadelesiyle kurulmuş sendikamızın yöneticilerinden birinin kendini aklama kaygısıyla giderek pervasızlaşması ve bu tavrıyla kitleyi küçümser tarzdaki üslubu olmuştur. Bir sendika temsilcisinin kendini böyle bir duruma düşürmesini son derece yakışıksız buluyoruz.
Elbette bu yazılarda eleştirilecek tek şey üslup değil, aynı zamanda içerikteki bir algı yaratmak, suç bastırmak amacıyla çarpıtılmış ifadelerdir. Bizleri cevap vermeye zorunlu kılan da bu durumdur. Bizler, kendisinin aksine yapmadıklarımıza kılıf uydurmaya çalışmak yerine, yaşanan durumlara mücadele pratiğiyle cevap verme kültürüne sahibiz. Hatice Yüksel’in direnişi de bunlardan yalnızca bir tanesidir.
Yazının içeriğindeki temel olan, ideolojik çarpıklığını ifade etme sorumluluğumuzla hareket ederek cevap vereceğiz. Yaşanılan süreci kısaca değerlendireceğiz.
Hatice Yüksel, 8 Nisan günü, hakkında yürütülen soruşturmanın güvenliği gerekçe gösterilerek görevinden uzaklaştırılmış ve aynı gün içerisinde sendika şube başkanına bu konuyu iletmiştir. Sonrasında yapılan görüşmelerde, sendikanın bu keyfi tutumla ilgili bir basın açıklaması yapması, bir imza kampanyası ve faks eylemi başlatılması, maaşının kesilen kısmının geri ödemeli biçimde sendika dayanışma fonundan karşılanması talebinde bulunmuştur. Bu açıklamanın bir basın demeci şeklinde değil de alana çıkılarak yapılmasındaki ısrarı, kendisinin açığa alınmasına gerekçe gösterilen soruşturma, katıldığı basın açıklaması ile ilgili olduğu içindir. Basın açıklamalarına katılmak demokratik, meşru bir haktır ve bu yalnızca Kamu Emekçileri Cephesi’nin değil, tüm emekçilerin kabul ettiği bir durumdur. Bu hakkın cezalandırılması da yalnızca bizleri değil, tüm emekçileri ilgilendirmektedir. Bu durumda yeniden alana çıkmak, bunun suç olmadığını ve yapılmaya devam edileceğini ifade etmek için önemlidir. Nitekim arkadaşımıza önerileri konusunda iki hafta boyunca cevap verilmemiş, ‘şube yönetimiyle konuşacağız, genel merkeze yazı yazacağız’ gibi ifadelerle geçiştirilmiştir. Zaten genel merkeze yazılan yazının cevabının 60 gün sonra gelmesi de bu geçiştirmenin açık kanıtıdır. Hepimiz biliriz ki, devlet kurumlarına gönderdiğimiz yazıların cevabı da en geç 60 gün içerisinde gelmektedir. Sendikanın da tıpkı bir devlet kurumu gibi bürokratik davranmış olmasını eleştirmek, kişisel bir mesele değil, yapılması gereken bir davranıştır. Serkan Demir’in ‘ben bilirim ve ben karar veririm’ tavrını eleştirmek de aynı şekilde sendikayı küçültmek değil, tam aksine Eğitim-Sen’in devrimci tarzdan uzaklaşmaması adına yapılması gereken bir durumdur. Sendika üyeleri, temsilciler meclisinde önerilerde ve taleplerde bulunabilirler. Arkadaşlarımız da haftalarca bunu yapmış ancak ‘meclisin bir karar organı olmadığı’ cevabıyla karşılaşmışlardır. Aynı zamanda, bu önerilerde bulunmak, ‘sendikaya dayatmada bulunmak’ şeklinde gösterilmeye çalışılmaktadır. Eğer üyeleri önerilerde bulunmayacak, meclisteki insanların onaylamasına rağmen bu son derece uygulanabilir öneriler hayat bulmayacak, sendika başkanı tek başına istediği gibi hareket edecekse, meclislerin amacı nedir? Kendisine bu soru sorulduğunda Serkan Demir, “Siz bu önerenlere bakmayın, burada kabul ederler ama gelmezler” diyerek kitle adına karar vermiştir. Üyelerine güvenmeyen, fikirlerini ve davranışlarını küçümseyen bir sendika başkanı, devrimci bir tarzla hareket etmiyor demektir. Dahası Serkan Demir, yapılan her eleştiriyi ‘darbe yapma çabası’ olarak görmektedir. Kendisine Eğitim-Sen’de yöneticilik yaptığını hatırlatmak gerekir. Bizler biat kültürüyle hareket etmeyiz. Sendikanın mücadelede geride kaldığı durumlarda eleştirmek, sendikaya karşı yapılmış bir hareket değil, tam aksine sendikanın ilerlemesi için şarttır. Eleştirmemek, öneride bulunmamak, yönetim kurulunun üyeler adına düşünmesini kabul etmek, sarı sendikaların üyelerinin tavrı olabilir ancak bizlerin kabul edebileceği bir durum değildir.
Hatice Yüksel, açığa alındıktan sonra iki hafta boyunca sendika şube yönetimiyle yaptığı görüşmelerden bir sonuç alamamış, Örgütlenme Sekreteri’nin basına verdiği demeçten başka bir şey yapılmamıştır. Şubenin bu tutumu elbette eleştirilecektir. Kamu emekçilerinin yaşadığı baskılar, uğradığı adaletsizlikler çok yaygın bir durumdur ancak bunların sıradanlaşmasını, önemsizleşmesini kabul edemeyiz. Bizler buna sessiz kaldıkça, suça ortak olmuşuz demektir. Arkadaşımız tam da bu bilinçle, sessiz kalmamayı, direnmeyi seçmiş, kendisi ve kamu emekçileri için adalet talebiyle mücadele etmeye başlamış ancak sendikasını yanında görememiştir. Eğitim-Sen Eskişehir Şubesi’nin yapmadığı imza kampanyasını kendisi başlatmıştır. Yaptığı her eylemlilikte kendi ismini kullanmış, pankartından açıklamalarına kadar kendi imzasını atmıştır. Elbette Kamu Emekçileri Cephesi(KEC), mücadele eden herkesi desteklediği gibi, Hatice Yüksel’in de her an yanında olmuştur. Serkan Demir’in KEC fobisi, destek vermemesine, mantıksız açıklamalar yapmasına neden olmuştur. ‘Hatice Yüksel’in kendi ismiyle yaptığı basın açıklamasını cinler mi örgütledi’ diye soruyor. Arkadaşımıza, mücadelesinde destek vermeyeceğimizi nasıl düşünebildiğine şaşırıyoruz. Elbette onun sesini taşıyacak ve eylemliliklerine güç katmak adına elimizden geleni ardımıza koymayacaktık. Hele sendikasının onu görmezden geldiği, Şube Başkanı’nın imza standında bir imza atmasını bile sendikanın desteği olarak ifade ettiği bir durumda, sorumluluğumuz daha da büyüktü. Gerek Hatice Yüksel’in mücadelesinin aşamalarında, gerek mahkemeye katılımda arkadaşımıza hep “Ya Kamu Emekçileri Cephesi Ya Biz” tavrıyla yaklaşılmıştır. Bu tavır yazıdaki “Bizler ve Sizler” ifadelerinden de açıkça bellidir. ‘Biz ve siz’ diyerek bile ötekileştiren tavrı gözler önüne sermektedir. Aynı şeyi iktidar da yapmaktadır. Bu da eleştirilmesi gereken bir diğer durumdur. Eğitim-Sen ve KEC birbirinin alternatifi değildir, dolayısıyla rakip de değildir. Tabi ki mücadele eden bir arkadaşımızın yanında olacak, onun mücadelesine güç katacağız. Bu, sendikanın üzerine düşen sorumluluklarını hafifletmez, bu sorumlulukları yerine getirmemesine açıklama olamaz. Ya bu adaletsizliği yaşayan herhangi bir siyasi aidiyeti olmayan bir üye olsaydı, bu durumda kişi, düzenin baskı ve sindirme politikasıyla baş başa kaldığında ne açıklama yapılacaktı? Bu tutumlarının güven sarsıcı ve devrimcilikten uzak olduğunu söylememiz, Serkan Demir’in hoşuna gitmiyor olabilir ama çözümü karalamak, ithamlarda bulunmak değildir. Eğitim-Sen Eskişehir Şubesi, kamu emekçileri tarihi açısından önemli bir fırsatı, kişisel hırsları nedeniyle geri tepmiştir. Adaletsizliğin bu kadar yoğun olduğu ülkemizde, kamu emekçisi bir kadın, ‘ben bu adaletsizliğe boyun eğmeyeceğim, direneceğim’ diyor; sendikanın tek yapacağı, üyesine destek vermek, yanında olmak olduğu halde bunu yapmıyor, direnişinin 65. gününe kadar ziyaretine bile gitmiyor, böylece şube yöneticisi, sendikayı ileri taşıyacağına, yöneticiliğini yaptığı sendikaya olan güvenin sarsılmasına neden oluyor. Bu nedenle, bu tarz açıklamalarla suç bastırmaya, hatasını örtmeye çalışması, disiplin kurulu tehditleri savurması da son derece doğal olsa gerek. Kendisine tavsiyemiz, sorumluluklarını yerine getirdiği, mücadele etmekten kaçınmadığı takdirde böyle kendini aklama çabalarına girmek zorunda kalmayacağından, tarzını ve bakış açısını değiştirmesidir. Bu yaşanan ilk adaletsizlik değildir, sonuncusu da olmayacaktır. Sendika yönetimleri, bürokratik tarzdan kurtularak, devrimci, cüretli ve direngen bir tarzı benimsemediği müddetçe, Eğitim-Sen’in büyümesi mümkün değildir. Söylemeden geçemeyeceğiz, Serkan Demir “Kamuoyu baskısı hikaye” diyerek ideolojik çürümesini kendi üslubuyla ifade etmiştir ancak bu tarzını derhal değiştirmelidir. Kamuoyu baskısını küçümseyerek, sınıf ve kitle sendikacılığı yapılamaz.
“KAMU EMEKÇİLERİ CEPHESİ, HATİCE ÖĞRETMEN ÜZERİNDEN YÜKSELİR Mİ?” diyerek, kendince yaptığı kelime oyunuyla KEC hakkında bir ithamda bulunarak, düşmanlığını sergilemiştir. Yazının birçok yerindeki apolitik ifadeleri, bu düşmanlığın belirtisi olarak görüyoruz.
Kamu Emekçileri Cephesi, Hatice Yüksel’in direnişi üzerinden bir yerlere gelme çabası içinde değildir. Zaten Hatice Yüksel’in yaşadığı adaletsizliğe karşı direnme isteği, Kamu Emekçileri Cephesi’nin mücadele kültüründen kaynaklanmaktadır. Çünkü Kamu Emekçileri Cephesi tarihi, direniş, mücadele tarihidir. Tarih bilincinin geriliği ya da işine nasıl geliyorsa öyle davranan, tarihi de öyle çarpıtan anlayışın karşısına doğruların çıkacağını bir kez daha buradan söylemek isteriz. Kamu Emekçileri Cephesi, fiili-meşru mücadeleyi savunan, bunun için mücadele eden ve bunun bedelini de ağır ödeyen bir geleneğe sahip. Memurların sendikaları kurması gündeme geldiği, ’90 yıllarda Devrimci Memur Hareketi, meşruluktan aldığı güçle memurların sendika kurabileceğini söylerken, reformist anlayışlar “kitleler hazır değil, sendikalar kurulamaz” demişlerdir. Reformistlerin kendi kaygı ve korkularını, hazırlıksızlığını kitleye mal ederek işin içinden çıkıp sorumluluklarından kaçışlarını tarih unutmaz. Ve unutmadı da. Devrimci Memur Hareketi’nin öncülüğü, mücadelesi sonucunda da KAM-SEN kurulmuştur. Kurucuların başında, daha sonrasında katledilen Devrimci Memur Hareketi’nin kadrosu olan Elmas Yalçın vardır. Serkan Demir ya bu tarihi bilmiyor ya da işine gelmiyor. Bizler mücadelemize sınıfsal bakarız. Memur mücadelesini de sınıfsal mücadeleden ayrı tutmayız. Dolayısıyla mücadelemize kişiler üzerinden yürütülen pragmatist değil, sınıfsal temelde ideolojik olarak bakarız. Kimsenin, bedellerle yaratığımız mücadelemize dil uzatmasına izin vermeyiz. Serkan Demir, söylediği sözleri, her şeyi önce kendi kulağının duymasını öneririz. Devrimci sendikal anlayışın savunucuları ve bunun için bedel ödeyen bir hareketin karşısına, ‘kişiler üzerinden yükselme’ gibi bayağı bir yaklaşımla çıkmamalı, haddini bilmelidir.
Bundan sonrası için Serkan Demir’e devrimci sendikal mücadele anlayışıyla hareket edip üyelerine sahip çıkmasını öneriyoruz. Başta eğitim emekçilerinin olmak üzere, binlerce kamu emekçisinin yığınla sorunları vardır. Birçok saldırıyla karşı karşıya kalıyorlar. Sendikalar, bunu çözmek için bir programa sahip olmalıdır. Serkan Demir, şube başkanı olarak buna yoğunlaşmalı ve saldırılara karşı fiili-meşru mücadeleyi yükseltip üyelerinde güven yaratmalı, onların yanında olmalıdır. Umarız daha çok zamanı buna ayırıp, tarihi temiz sayfalarla dolu, üzerinde onlarca kamu emekçisi insanın canı-kanı olan bir harekete saldırmaz.
5 AĞUSTOS 2015
KAMU EMEKÇİLERİ CEPHESİ
www.kamuemekcilericephesi.net
kamuemekcileri2014@gmail.com