11
Açıklama No: 535 10.05.2017
ÖZEL HAREKÂT BİRLİKLERİ DENİLEN ÖLÜM MANGALARI LAĞVEDİLMELİ,
HALKA YÖNELİK KATLİAMLARA SON VERİLMELİDİR.
SILA ABALAY “TERÖRİSTTİ, CANLI BOMBAYDI, TAŞ ATIYORDU” DENİLEREK KATLEDİLEN İLK HALK ÇOCUĞU DEĞİL; AMA SON OLSUN!
Sıla ABALAY, 16 yaşında hapishanelerle tanışmış bir genciydi bu ülkenin. Oysa gerek Uluslararası Çocuk Hakları Sözleşmesi, ilgili protokol ve ilkeler, gerekse bu sözleşme ve ilkeler esas alınarak ülkemizde yürürlükte bulunan Çocuk Koruma Kanunu, yani bir bütün olarak hukuk sistemi, çocukların tutuklanmasını ancak en son başvurulacak tedbir olarak öngörmekte, çocukların tutuksuz yargılamalarını esas almaktadır.
Bu açık gerekliliğe rağmen 16 yaşında tutuklanan Sıla ABALAY tutuklanmayı gerektirecek hiçbir iddia ve delil bulunmamasına rağmen, basın açıklamasına katıldığı, düşündüğü ve konuştuğu için propaganda yaptığı gerekçesiyle tutuklanmıştır.
Bedenine aldığı kurşunlar gencecik bedeninin tanıştığı ilk adaletsizlik değildi O’nun. Tecrit edildi işkence gördü, adaletsizliği tanıdı. Bu adaletsizliklere karşı haftalar boyu açlık grevi yaptı. Erkendi ama gerçekti yaşadıkları. Bir an bile gülümsemesini eksik etmedi yüzünden. Bir an bile umutsuzluğa düşmedi.
Önce örgütün en üst düzey isminin düzenlenen operasyonda ölü olarak ele geçirildiği haberi bir İstanbul polisi kahramanlık hikâyesi olarak servis edildi. Oysa ardı ardına gelen kurşunların hedefi tanınan bir isimdi. Halkımız onu gencecik yaşında Berkin ile ilgili bir eylemden ötürü tutuklanmış olmasından tanıyordu. Üstünün kapatılamayacağı anlaşılınca bu haberden döndüler. Bu sefer de hücre evine baskın yapıldığı ve çatışma yaşandığı haberi öne çıkarıldı. Oysa bahsedilen ev 7 yıldır aynı yerde yaşayan bir ailenin eviydi ve gözaltına alınan bir baba oğul idi.
Sonra “kızını örgütten kurtaramayan baba haberleri” yapmaya başladılar. Sonra devlete yakın haber ajanslarından biri asıl hedefin 25 yıldır aranan bir TİKKO üyesi olduğu haberini çıkardı. Oysa bahsettikleri Rauf Erdem, 19 yıldır hapishanede bulunduktan sonra iki ay önce tahliye edilen, ortalıkta olan bir kişiydi. Ve bahsedildiği gibi TİKKO örgütünden değil Direniş Hareketini davasından hapishanede bulunuyordu.
Ama ne yaptılarsa yalancı çoban hikâyesinin üstünü kapatamadılar. Çünkü bu ilk değildi.
“IŞID üyelerine yapılan operasyon” diye lanse edip Günay Özarslan’ı katlettikleri olay o kadar tazeydi ki hafızalarda. Bütün kurşunlar Günay Özarslan’ın bulunduğu pencerenin önüne doğru atıldığı ve aksi yönde hiçbir atış bulunmadığı halde Günay Özarslan’ı önce canlı bomba ilan etmişler sonra da çatışma çıktı demişlerdi. Oysa ne Günay canlı bombaydı, ne bulunduğu ev hücre eviydi ne de Günay’ın bulunduğu yerden bir tek kurşun atılabilmişti.
Dilek Doğan’ı Armutlu’da kendi evinde vurduklarında önce “canlı bombaydı” dediler, sonra “abisi vurdu” dediler. “Arbede çıktı” dediler. Ancak daha sonra ortaya çıkan görüntüler Dilek Doğan’ın bir katil özel harekâtçı tarafından nasıl bilerek katledildiğini gösteriyordu. Katil öyle soğukkanlıydı ki çocuğunu vurduğu annenin feryadına ve infialine “kelepçe takın” diyerek karşılık veriyordu.
Gazi Mahallesinde önce Yürüyüş muhabiri Ebru Yeşilırmak’ ı vuruyor sonra da terörist ilan ediyorlardı. Gerekçe “dur dedik durmadı” oluyordu. Sonra bir doğum günü kutlamasından dönen gencecik üç çocuk, kurşun yağmuruna tutuluyor ikisi can verirken bir kişi kurşun yağmurundan sağ çıkıyordu. Suçları ehliyetleri olmadığı için panik olup kaçmalarıydı. Erdal Ekinci ve isimleri bize ulaşmayan fakat polisin yaraladığı halk çocuklarının haberleri geliyor büromuza. Sokak ortasında keyfi biçimde halktan insanları durdurup, durmak istemeyenlere doğrudan ve duraksamaksızın ateş etme yetkisi verilmiş katiller, yeni katliamlara hazırlanıyorlar.
Tam 1 yıl önce yine GAZİ mahallesinde Pınar Gemsiz isminde bir anne evinin içinde çocuğunun beşiğine eğildiğinde göğsünden vuruluyordu. Açıklama yine aynıydı “Teröristler Ateş Etti”. Ne tesadüf ise bu olaylar hep Gazi, Okmeydanı, Armutlu Mahallesinde oluyordu. Polis, lüks araçlara binen, dur ihtarına uymayan zengin çocuklarını vurmaya kalkmıyor, Bağdat Caddesi’nde araba yarıştıranları öldürmüyordu.
Katil polis dur durak bilmiyordu. Silopi’de evlerinde uyuyan hiçbir şeyden habersiz iki çocuk evlerine zırhlı polis panzerinin girmesi ile ezilerek can veriyordu. Çünkü burası Kürdistan’dı. “Mayın patladı, kaza oldu, teröristler vurdu, taş atıyordu” diye diye öldürülen ne ilk çocuktu Onlar ne de bu yalanlar sondu. İşte bu yüzden Sıla Abalay’ın gülen yüzünün soldurulması için uydurulacak bütün hikâyeler şimdiden inanılır olmaktan uzaktır. En son çıkan haberlerde ise Sıla’nın 11 suçtan arandığı servis ediliyor, ne kadar öldürülmeyi hak ettiği düşüncesi yaratılmaya çalışılıyor. Üç değil, beş hikâye anlatsalar da gerçek tektir. O da özel harekât, polis ve benzeri eli kanlı “kadro”ların, halk çocuklarını, halkı korkuyla ve çaresizlikle teslim almak için teker teker katlettikleri gerçeğidir. Uğur Kaymaz, Enis Ata, Berkin Elvan, Günay Özarslan, Pınar Gemsiz, Yılmaz Öztürk, Dilek Doğan, Uğur Kurt, Muhammet ve Furkan Yıldırım, Kemal Kurkut, Sıla Abalay…
Özel harekât adı verilen bu ölüm harekatı birlikleri lağvedilmelidir. Çünkü onların tek özelliği katliamcılıktır. Bu kadar rahat bir biçimde katletme gücünü ve rahatlığını AKP iktidarından, yargıdan ve bizim sessizliğimizden almaktadırlar. Bu ölüm mangalarının bizim kapımıza dayanmadan katliamların karşısına dikilmeli ve mücadeleyi büyütmeliyiz.
HALKIN HUKUK BÜROSU
Gürsel Mah. Çevik Sok. No:13/10
Kâğıthane/İSTANBUL
