9
Direniş Güncesi (10-11. günler) ve Çağrı
Günlerdir günce yazamıyorum. 10 ve 11. günler (Cuma, cumartesi) yoğun geçti. Malum, tatil günleriydi. Ziyaretler fazlacaydı. İki tane röportaj yaptık, direnişçi dostum Acun Öğretmen’le birlikte. Kamu Emekçileri Cepheli arkadaşlarım desteğe geldiler, onlarla vakit geçirdik. Derken bugün oldu, ancak güncenin başına oturabildim.
Cuma günü yine tek başıma gittim anıtın önüne. Sonra Dev-Genç’li Vedat yanıma oturdu. Ondan sonra adını öğrenemediğim bir genç kadın geldi. En son, internetten çağrımı duyup gelmiş olan Savaş katıldı. Biz öylece oturup bir iki kelam ederken polisler geldi, mizansen başladı. Her seferinde uyarı yaptıklarını kanıtlamak için kamerayı açıp aynı cümleleri kuruyorlar. Aslında onlar konuşmaya başladığında ben de halka seslendiğim için tam olarak ne dediklerini bilmiyorum. “Eyleminize son verin”, “gözaltı yapacağız”, “alalım arkadaşlar” gibi cümleler kalıyor aklımda. Zaten konuşmaya başlamaları ile saldırmaları arasında saniyeler oluyor. Bazen aynı anda saldırıyorlar. Yanıma oturan insanlarla tanışmaya bile fırsatım olmuyor. Ancak gözaltı aracında tanışabiliyoruz. “iyi misin, bir yerinde bir şey var mı” gibi sorulardan sonra, okul, memleket sohbetine başlıyoruz. Kadın arkadaş gözaltına alınmadığı için ona dair fazla şey bilmiyorum. Ama yabancı değiliz birbirimize, aynı öfkeyi ve aynı sevgiyi taşıdığımızı düşünüyorum.
Bugünlerin en güzel armağanları bu insanlar. Teşekkür etsem onlara haksızlık olur. Ne diyeyim, acıyan canlarına, gümbür gümbür atan yüreklerine, adaletsizlik karşısındaki dirençlerine kurban olayım.
Cumartesi Kamu Emekçileri Cephesi’nin basın açıklaması çağrısı vardı. Hem bana hem de KHK’yla atıldığı okulunun önünde direnen Acun Öğretmen’e destek olmak için açıklama yapmak istediler. TAYAD’lı Mehmet Amca, Eskişehir’den sevgili kardeşim Toygar ve gözaltına alınışımızı görüp dayanamayarak sloganlarla aramıza katılan Yoldaş da vardı. Tatil günü olmasından dolayı Yüksel çok kalabalıktı. Bir de saat 14:30’da tecavüz yasasına karşı bir eylem planlanmış, etraf çocuklara tecavüzü yasallaştırmayı hedefleyen iktidara karşı öfkeli bir kalabalıkla doluydu.
Bir de öfkeli çevikler ve siviller vardı tabii. Onların öfkesi emekçiye, adalet arayanlara. Etraftakilerin sahiplenmesini de önlemek için hınçla saldırdılar. Pamuk saçlı Mehmet Amca’yı da ite kaka, sürükleyerek gözaltına aldılar. Toygar’ın yanağı patladı. Beni götüren polislerden biri, diğerine “bu o, değil mi?” diyerek araca bindirene kadar kollarımı çevirdi. Can arkadaşım Sibel anıta sıkı sıkı tutunmuş, “OHAL 80 Milyon Halkı Teslim Alamayacak!” diye bağırmış. Benim görme fırsatım olmadı ama kendisinden dinlemek çok keyifliydi. Ekip arabalarının bulunduğu yer anıta uzak olduğu için bulvara inene kadar epey olağanüstü bir hal yaratıldı. Herkes şaşkınlıkla bakıyor, kameraya alanlar, müdahale etmeye çalışanlar… Bulvarda yine bir karışıklık. “Araç nerede, kapıyı aç, üstünü arayın, çevir bunu”. Bir taraftan sloganlar: “Emekçiyiz, Haklıyız, Kazanacağız!”, “Kamu Emekçileri Teslim Olmayacak!”, “İşini İstemek Suç Değildir”, “İnsanlık Onuru işkenceyi Yenecek!”. İki araca bindirildik, toplamda on kişiydik. Seyri Sokak muhabiri Sibel Tekin’i de çekim yapmak istediği, yani işini yaptığı için gözaltına almışlar. O da aramızdaydı. Sokağın, direnenlerin sesi Seyri Sokak’a binlerce selam!
Kalabalık olunca işlemler de uzun sürdü. Bir de çok saldırgandılar. Araca binerken, hastanede araçtan inince, muayeneden sonra tekrar araca binerken ve emniyete girince, toplamda dört kez üst araması yaptılar. Tabii kol çevirerek, işkence yaparak. Gözaltıların hepsi irade savaşıyla geçiyor. Oraya oturma, buraya otur, kimliğini ver, sorularıma cevap ver. Haksız gözaltını meşrulaştırmaya, iradelerini zorla tanıtmaya çalışıyorlar. En çok hastaneye gittiğimizde aracın kapısını açıp, “tamam arkadaşlar, olan oldu, işimizi zorlaştırmayın” dediklerinde sinirleniyorum. Kim kimin işini zorlaştırıyor acaba. Hakkını aramak isteyen birine her gün gözaltı yapacaksın, sonra da işimi zorlaştırma diyeceksin.
Çok öfkeleniyorum. Hayatım boyunca hiç kimseye, hiçbir şeye bu kadar yoğun bir öfke duymamıştım. Bizim emeğimiz, işimiz, canımız o kadar kıymetsiz ki iktidarın ve onun bekçiliğini yapan kolluğun gözünde. O kadar düşmanlar ki kimliğimize, direncimize. O kadar saygısızlar, o kadar pişkinler, o kadar suçlular ki. Aslında sadece öfkeyi değil, bütün duyguları çok yoğun yaşıyorum. Güveni, vefayı, sevgiyi, bağlılığı da öyle. Direnişi sahiplenen, yanıma oturan, benimle gözaltına alınan, gözaltı sırasında sevgiyle, umutla yüzüme bakan insanlara, mesaj atanlara, arayıp soranlara, direnişi büyütmek için emek harcayanlara, bu günceyi okuyanlara karşı da, sevgiyle doluyum.
Kamu Emekçileri Cephesi’nin bendeki yeri ise ayrıdır. Bugün kamu emekçilerinin sahip olduğu pek çok hak KEC’in devraldığı mücadele geleneğinin bir sonucu. İlk kamu emekçileri sendikalarını kuran; fiili, meşru mücadeleyi savunan ve kamu emekçilerinin hakları için canları pahasına mücadele eden devrimci memurlardan çok şey öğrendim. Bu direniş onlara çok şey borçlu. KEC’e bir kez daha, çok selam olsun!
Salı günü Eğitim-Sen ODTÜ Temsilciliği bir söyleşi ayarlamış. Saat 12:30’da MM25 salonuna herkesi beklerim.
Pazar gününün güncesi de yarına kalsın. Bugün (13. gün) saat 12:30’da alanda olacağım. Herkese, sevgi, selam…
Nuriye
Günlerdir günce yazamıyorum. 10 ve 11. günler (Cuma, cumartesi) yoğun geçti. Malum, tatil günleriydi. Ziyaretler fazlacaydı. İki tane röportaj yaptık, direnişçi dostum Acun Öğretmen’le birlikte. Kamu Emekçileri Cepheli arkadaşlarım desteğe geldiler, onlarla vakit geçirdik. Derken bugün oldu, ancak güncenin başına oturabildim.
Cuma günü yine tek başıma gittim anıtın önüne. Sonra Dev-Genç’li Vedat yanıma oturdu. Ondan sonra adını öğrenemediğim bir genç kadın geldi. En son, internetten çağrımı duyup gelmiş olan Savaş katıldı. Biz öylece oturup bir iki kelam ederken polisler geldi, mizansen başladı. Her seferinde uyarı yaptıklarını kanıtlamak için kamerayı açıp aynı cümleleri kuruyorlar. Aslında onlar konuşmaya başladığında ben de halka seslendiğim için tam olarak ne dediklerini bilmiyorum. “Eyleminize son verin”, “gözaltı yapacağız”, “alalım arkadaşlar” gibi cümleler kalıyor aklımda. Zaten konuşmaya başlamaları ile saldırmaları arasında saniyeler oluyor. Bazen aynı anda saldırıyorlar. Yanıma oturan insanlarla tanışmaya bile fırsatım olmuyor. Ancak gözaltı aracında tanışabiliyoruz. “iyi misin, bir yerinde bir şey var mı” gibi sorulardan sonra, okul, memleket sohbetine başlıyoruz. Kadın arkadaş gözaltına alınmadığı için ona dair fazla şey bilmiyorum. Ama yabancı değiliz birbirimize, aynı öfkeyi ve aynı sevgiyi taşıdığımızı düşünüyorum.
Bugünlerin en güzel armağanları bu insanlar. Teşekkür etsem onlara haksızlık olur. Ne diyeyim, acıyan canlarına, gümbür gümbür atan yüreklerine, adaletsizlik karşısındaki dirençlerine kurban olayım.
Cumartesi Kamu Emekçileri Cephesi’nin basın açıklaması çağrısı vardı. Hem bana hem de KHK’yla atıldığı okulunun önünde direnen Acun Öğretmen’e destek olmak için açıklama yapmak istediler. TAYAD’lı Mehmet Amca, Eskişehir’den sevgili kardeşim Toygar ve gözaltına alınışımızı görüp dayanamayarak sloganlarla aramıza katılan Yoldaş da vardı. Tatil günü olmasından dolayı Yüksel çok kalabalıktı. Bir de saat 14:30’da tecavüz yasasına karşı bir eylem planlanmış, etraf çocuklara tecavüzü yasallaştırmayı hedefleyen iktidara karşı öfkeli bir kalabalıkla doluydu.
Bir de öfkeli çevikler ve siviller vardı tabii. Onların öfkesi emekçiye, adalet arayanlara. Etraftakilerin sahiplenmesini de önlemek için hınçla saldırdılar. Pamuk saçlı Mehmet Amca’yı da ite kaka, sürükleyerek gözaltına aldılar. Toygar’ın yanağı patladı. Beni götüren polislerden biri, diğerine “bu o, değil mi?” diyerek araca bindirene kadar kollarımı çevirdi. Can arkadaşım Sibel anıta sıkı sıkı tutunmuş, “OHAL 80 Milyon Halkı Teslim Alamayacak!” diye bağırmış. Benim görme fırsatım olmadı ama kendisinden dinlemek çok keyifliydi. Ekip arabalarının bulunduğu yer anıta uzak olduğu için bulvara inene kadar epey olağanüstü bir hal yaratıldı. Herkes şaşkınlıkla bakıyor, kameraya alanlar, müdahale etmeye çalışanlar… Bulvarda yine bir karışıklık. “Araç nerede, kapıyı aç, üstünü arayın, çevir bunu”. Bir taraftan sloganlar: “Emekçiyiz, Haklıyız, Kazanacağız!”, “Kamu Emekçileri Teslim Olmayacak!”, “İşini İstemek Suç Değildir”, “İnsanlık Onuru işkenceyi Yenecek!”. İki araca bindirildik, toplamda on kişiydik. Seyri Sokak muhabiri Sibel Tekin’i de çekim yapmak istediği, yani işini yaptığı için gözaltına almışlar. O da aramızdaydı. Sokağın, direnenlerin sesi Seyri Sokak’a binlerce selam!
Kalabalık olunca işlemler de uzun sürdü. Bir de çok saldırgandılar. Araca binerken, hastanede araçtan inince, muayeneden sonra tekrar araca binerken ve emniyete girince, toplamda dört kez üst araması yaptılar. Tabii kol çevirerek, işkence yaparak. Gözaltıların hepsi irade savaşıyla geçiyor. Oraya oturma, buraya otur, kimliğini ver, sorularıma cevap ver. Haksız gözaltını meşrulaştırmaya, iradelerini zorla tanıtmaya çalışıyorlar. En çok hastaneye gittiğimizde aracın kapısını açıp, “tamam arkadaşlar, olan oldu, işimizi zorlaştırmayın” dediklerinde sinirleniyorum. Kim kimin işini zorlaştırıyor acaba. Hakkını aramak isteyen birine her gün gözaltı yapacaksın, sonra da işimi zorlaştırma diyeceksin.
Çok öfkeleniyorum. Hayatım boyunca hiç kimseye, hiçbir şeye bu kadar yoğun bir öfke duymamıştım. Bizim emeğimiz, işimiz, canımız o kadar kıymetsiz ki iktidarın ve onun bekçiliğini yapan kolluğun gözünde. O kadar düşmanlar ki kimliğimize, direncimize. O kadar saygısızlar, o kadar pişkinler, o kadar suçlular ki. Aslında sadece öfkeyi değil, bütün duyguları çok yoğun yaşıyorum. Güveni, vefayı, sevgiyi, bağlılığı da öyle. Direnişi sahiplenen, yanıma oturan, benimle gözaltına alınan, gözaltı sırasında sevgiyle, umutla yüzüme bakan insanlara, mesaj atanlara, arayıp soranlara, direnişi büyütmek için emek harcayanlara, bu günceyi okuyanlara karşı da, sevgiyle doluyum.
Kamu Emekçileri Cephesi’nin bendeki yeri ise ayrıdır. Bugün kamu emekçilerinin sahip olduğu pek çok hak KEC’in devraldığı mücadele geleneğinin bir sonucu. İlk kamu emekçileri sendikalarını kuran; fiili, meşru mücadeleyi savunan ve kamu emekçilerinin hakları için canları pahasına mücadele eden devrimci memurlardan çok şey öğrendim. Bu direniş onlara çok şey borçlu. KEC’e bir kez daha, çok selam olsun!
Salı günü Eğitim-Sen ODTÜ Temsilciliği bir söyleşi ayarlamış. Saat 12:30’da MM25 salonuna herkesi beklerim.
Pazar gününün güncesi de yarına kalsın. Bugün (13. gün) saat 12:30’da alanda olacağım. Herkese, sevgi, selam…
Nuriye
