Uzun bir gece geçirdik, nöbetçi arkadaşlardan birinin eşi hasta olunca acilen gitmesi gerekti ve gece bir başka kişiyi çağır, onu bekle derken uyumam epey geç saati buldu. Sabah kalkarken arkadaşların 15 günlük kötü şakalarının hepsini birden yapmaları gerekti tabi. Hemen bir eve uğrayıp üzerimi değiştirdim ve farklı illerden gelecek arkadaşları beklemeye koyuldum.
Bugün, açığa alınmama gerekçe gösterilen basın açıklamasıyla ilgili davanın duruşması vardı. Arkadaşlarım destek için Ankara, İstanbul, Bursa gibi farklı illerden gelerek beni yalnız bırakmadılar. Saat 2’de görülecek duruşma öncesinde Adliye önünde bir basın açıklaması yaptık. 50 civarında bir kitle vardı ama arkadaşlarım öyle bir sahiplenme duygusuyla atıyorlardı ki sloganları duyan orda 50 değil 250 kişi var zannederdi. Dikkat çekici bir şey daha oldu, paylaşmadan edemeyeceğim. Sabah aldığım bir mesaj beni çok ama çok şaşırttı. Sendikam üyelere duruşmaya çağrı mesajı çekmişti. Şimdi bunun neresi şaşırtıcı diyebilirsiniz. Ancak daha dün biz arkadaşlarınla yan yana gelmeyiz diye şart koşan, 65 gündür ben yokmuşum gibi davranan, bize dayatmada bulunuyorsunuz diyen ve daha en az yarım sayfa daha yazabileceğim şekilde beni sahiplenmemek adına her yolu deneyen sendikamdan bahsediyorum işte. Artık bir anda beni çok sevmeye mi başladılar, yoksa bu direnişin etkisinin altından kalkamayacaklarını mı düşündüler siz karar verin. Dahası var mahkemeden çıkarken yarın beni ziyarete geleceklerini de söylediler. Onun için de mesaj çekmişler “Haksız yere açığa alınan” ifadesini kullanmışlar ilk kez. Haksızlık ettim diye düşündüm bir an. Ne olmuş yani ben akıllarına ancak 65 gün sonra geldiysem ve 65 günde bir mesaj çekecekler diye bin dereden su getirdilerse, şu problem ettiğim şeylere bak. Gelelim duruşmaya, kısa ve özdü diyebilirim. 6 kişiydik ve benzer ifadeler verdik. Basın açıklamasına katılmanın demokratik bir hak olduğunu, arkadaşlarımızın haksız yere gözaltına alındığı için protesto ettiğimizi, bunun bir suç olmadığını anlattık. Sonrasında da avukatlarımız çok güzel savunmalar yaptılar. Suç işleyenin biz değil devlet, polis ve bizi yargıladığı için mahkeme olduğunu öyle dolu dolu anlattılar ki bir ara hâkim cübbeyi çıkarıp gidecek sandım. Ama adalet sistemi bizi yanıltmadı yine, 10 dakikalık basın açıklamasının davasını 3 Temmuz’a erteledi. Adliyeden çıkınca dışarıda sonucu açıklayan bir açıklama yaptık ve bir yerde oturup yemek yedik. Bu yemekte önümüzdeki hafta mücadelemi süresiz açlık grevine girerek sürdüreceğimi arkadaşlarımla paylaştım. Sonra da çadırın yolunu tuttuk. Burada arkadaşlarım direnişimi yeniden selamladılar ve bana 4 adet kırmızı karanfil verdiler. Hayatımın en anlamlı anlarından biriydi, çok mutlu oldum. Onları uğurladıktan sonra çadırın artık klasikleşmiş etkinliği olarak bendir çalıp türkü söyledik. Az önce günlüğümü yazarken imza atmaya gelen genç, ismimi valiye göster hemen işe alınırsın dedi. Artık bu haftanın imzalarını fakslayınca zafer kutlamaları hazırlıklarına başlarım artık.
Açığa Alınmamın 65. Günü Çadır Direnişimin 16. Günü
5
previous post
