8
Av. Didem BAYDAR ÜNSAL’ın beyanları ile duruşma başladı.
Didem BAYDAR ÜNSAL; “anne ve babalarımız bizimle gurur duyuyorlar. Yerlerde sürüklendiğimizi, işkence gördüğümüzü biliyorlar. Yılmamışız ki karşınızda hala gülümsüyoruz.
Hukuk Fakültesine başlarken idealisttim, hukukun üstünlüğüne inanıyordum. Kısa süre içinde hukukun adaletle uzaktan bir akraba bile olmadığını öğrenecektim.
Hukukun siyasallaşması diye bir şey olmadığını hukukun zaten siyasetin bir parçası olacağını öğrenecektim. İşte tam bu düşünceler içindeyken tanıştık eşim Aytaç ile. En gerçekçi hayalciler biziz. Birbirimize söz vermiştik ayrı düşsek bile hayallerimizindin vazgeçmeyeceğiz diye. Hayallerimizden vazgeçmedik ki bugün yine yüzümüz gülüyor, mücadeleye devam ediyoruz.
Ülkemizde adalet terazisinin bozuk olduğunu en iyi devrimci avukatlar biliyordu. Onlar adalet mücadelesini duruşma salonlarına hapsetmemişlerdi
Selçuk Kozağaçlı’ya bir gün “tutuklanmaktan korkmuyor musunuz?” sorusunu sordular. Cevabı: Çok iyi stajyerler yetiştirdik, beni savunacaklardır” demişti. Ben de bunu üstüme alındım ve bu avukatlığımı bu yolda yaptım.
Bundan 80 yıl önce biz bu dosyada delil arıtacak kadar saf değiliz diyen savcılar tarafından tutuklatılmıştı Nazım Hikmet. Dünden bugüne savcılar hükümetler değişmiş ancak yaşadığı adaletsizlikler değişmemiştir.
Avukat arkadaşlarım, patron avukatların yanında çok ucuz maaşlara çalışıyorlar, uyuşturucu vb davalara istemeyerek de olsa bakmak zorunda kalıyorlar. Ben bunu yapmamak için, benim gibi düşünen avukat arkadaşlarla Halkın Hukuk Bürosu’nda birlikte çalıştım.
Nazım yaşadığı dönemde vatan haini ilan edilmiştir. Vatanına ve halkına olan bağlılığı son bulmamıştır. O günden bugüne değişen zulmün sistematik hale gelmesidir.
Bilen, gören herkesin değiştirme sorumluluğu da vardı. Aydın olma sorumluluğuydu bu. Ben de adaletin yangınlar içinde olduğunu gördüğüm için tercihimi de Halkın hukuk bürosundan yana yaptım. Bundan da hiç pişman olmadım.
Savunma hakkından vazgeçmeyen, el ayak öpmeyen avukatlardı. Hak mücadelesinin en onurlu mücadele olduğunu onlardan öğrendim ve tercihimi Halkın hukuk bürosundan yana yaptım.
Biz ne parayı ne de mülkiyeti severiz. Bizim hayatımız emek ve üretimden taraftır. Elbette para kazanırız, ayağımızı yorganımıza göre uzatırız. Paramız olmasa bile kocaman bir ailemiz, halkımız arkamızdadır. Aç kalacak değiliz ya!
Büromuzun kapıları daima halkımıza açıktır. Ancak halkımıza zulmeden polislere, hukuksuzca bürolarımıza gelmeye çalışan savcılara kapalıdır. Adalet okulu derneğimiz çıkarılan KHK’larla kapatıldı. Biz adalet okulu derneğini neden kurduk?
Devrimci avukatlık kök salsın istiyoruz. Yüzü halka dönük hukukçular yetiştirmek istiyoruz. Her şeyin sorgulanacağını konuştuk. Onlarla beraber atölye çalışmaları yaptık. Teoride öğrendiklerinin pratikte nasıl karşılarına çıktıklarını öğretmek istedik.
Bugün bizler tutukluyuz ama bürolarımız yetiştirdiğimiz öğrencilerimiz ve stajyer avukatlarımız tarafından açık kaldı. Büromuzun kapısı hep açık kaldı. O kapı emekçinin kapısıydı. O kapı faşizmin korkusuydu.
Nuriye ve Semih için Süleyman Soylu tarafından hazırlatılan kitapçık ailem tarafından hapishaneye gönderildi ancak riskli bulunarak içeriye alınmadı. İçişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan kitapçık Adalet Bakanlığı tarafından verilmedi. Bize asıl sormak istenilen hesap nasıl olur da örgüt üyeleri ile görüşürsünüz, onların nasıl avukatı olursunuzdu. Eğer yaparsanız bunun bedeli olur diyorlar. Bizde diyoruz ki bunun bedelini ödemeye hazırız.
Nuriye ve Semih yalnızca işlerine geri dönmek için açlık grevine başladılar. Başladıktan sonra tutukladılar. Kendinizi onların yerine koyun örgüt size aç kalacaksınız, yemeyeceksiniz deseler yapar mısınız? Yapamazsınız, onlar da kendi irade ve kararlarıyla açlık grevini yaptılar.
Bizi 12 Eylül de gözaltına alanların çıkış noktası zavallı bir itirafçının beyanları oldu. Baskıyla, tehditle, cezadan kurtulma yoluyla alınmıştır bu ifadeler. Berk Ercan da Paspas hale getirilip insanlığından çıkartılacaktır.
Biz doğru bildiğimiz yolda devam edeceğiz. Tüm müvekkillerimizin avukatlığını yapmaya gururla devam ediyoruz, edeceğiz. Nuriye ve Semih’i çok seviyoruz. Adalete olan özlemimiz bitmeden bitmez bu sevdamız.”
Av. Özgür Yılmaz; “Burada olan ailelerimize teşekkür ederiz. Buradaki avukatlara teşekkür ediyoruz. Halkımıza teşekkür ediyoruz halkımız bizi yetiştirdi, değer verdi. Her şeyi halkımızdan öğrendik.
1994 yılında büromuz basıldı. 1999, 2004, 2013 yılında büromuza operasyon yapıldı. Bu yıllar kriz ve dönüşüm yıllarıydı. Bugün yine bu ülkede kriz var ve biz tutukluyuz. Bu kriz herkesin hayatını etkiliyor. Her krizin faturası büromuza kesilir.
94 tarihinde kriz dönemiydi 96 tarihinde yine öyleydi, büromuz basıldı 2004 yılı Avrupa birliği dönemiydi 2013 yılını herkes biliyor. 2018 yılında da yine ülkede kriz var. Her zaman olduğu gibi krizin faturası büromuza kesiliyor.
25 senedir yargılanıyorum, benim örgüt üyesi olup olmadığıma hala karar veremediler. Ben 25 senedir devrimcilik yapıyorum, devrimci avukatlık yapıyorum. DGM’ler, özel yetkili mahkemeler tespit edemedi. Şimdi sizin mahkemenizdeyiz.
Bizden halkımızı, vatanımızı sevmememizi istiyorlar, siz sevmeyin, mücadele etmeyin diyorlar. Bizi kimler kimler yargıladı, o hakimler karar veremedi. Şimdi size kolay gelsin diyorum.
Biz sizin anladığınız tarzda avukatlık yapmıyoruz. Herkesin sustuğu dönemde, 15 Temmuz sonrası biz savcılığın önünde müvekkilimi görmek için oturma eylemi yaptık. Meslektaşım alnımdan öptü ve biz hakkımızı aldık. Bizim avukatlığımız budur.
Avukatsız arama yapamazsınız dedim, burası avukatlık bürosu dedim. Dövüldüm, kemiklerimizi kırdılar. Hastane önünde bizim kafamızı bastırdılar. Sorunca savcının talimatı var, zorluk çıkarmayın oluyor. Ters kelepçe dediler, kabul etmedik.
Avukatlığın gözaltında ne faydasını gördüm? Babam gözaltında vefat etti, çıplak arama dayattılar bize, hapishane müdürü bana ‘Başınız sağolsun’ dedi. Sonra yine işkence gördüm, avukatlıktan bu kadar fayda gördüm.
Bu davada 4-5 tane soruşturma birleştirilmiş. 2015’ten beri 3 savcı bizi araştırmış, sonra bir savcı devralmış. 3 tane savcı bizi araştırmak istemiş, Emniyet ‘Biz zaten dinliyoruz, bir şey yok’ demiş. Sonra Can Tuncay aynı taleple yine gelmiş.
Her defasında bizi alıp getiriyorlar önünüze, size de bir olta atıyorlar. Maddi delil yok, tekrar tekrar aynı şeyler. Siz de talep edip geçiyorsunuz: Üstü aransın diyorsunuz, Segbis diyorsunuz. Neden? Size bu yetkiyi hangi kanun veriyor?
Verdiğiniz kararların ardını siz düşünmüyorsunuz. 2013 yılında operasyon yaptınız ben annemi kaybettim, çocuğumun velayetini kaybettin. 2017 yılında babamı kaybettim. 2018’de hasta oldum. Ama karşınızda devrimci moralle duruyorum.
Bu dosyada yöneticilik vasfını bana uygun görmüşler. Neden, geçen dosyada başkalarıydı, bu dosyada piyango bana çıktı. Başka ne oldu, 15 Temmuz sonrası mahallelerde uyuşturucu eylemleri oldu, ben de oradaydım. Olan bu oldu.
Berk Ercan diye bir adam diyor ki, ben ifade vereceğim ama burada işkence var, aç kaldım, ailemle görüşemedim. Sonra pazarlık yapıyorlar. Yine Cengiz Şahin diye bir tacizci, polisler bana yardım edecekti diyor, ifade veriyor hakkımızda.
Hakkımdaki suçlamalardan biri halk meclisleri. Savcı bilgisiz, halk meclisleri Fatsa’ya, Terzi Fikri’ye dayanır diyor. Tarihe aykırı bu durum, savcının cehaletine biz ne diyeceğiz?
Halk kendi derdine çözüm bulmasın istiyorlar. Hayır, halk kendi sorunlarına çeşitli yöntemlerle çözüm buluyor, biz de halkın avukatları olarak onların yanında oluyoruz. Nedir bu sorunlar, kullanım yaşı 10’a düşen uyuşturucu sorunu.
Bu ülkede bir uyuşturucu bir de silah bulmak çok kolay. Okmeydanı’na gidin, telefon kulübeleri vardır bulursunuz. Ayşe Ana var, geldi dedi ki bana çocuğum uyuşturucudan kurtuldu, her çocuk kurtulsun istiyorum. Oturacağım. Gittim, yanına oturdum.
Halk sorununa çözüm bulmasın mı? Okmeydanı solcu bir mahalle dersiniz, o mahallenin altı Akp’li bir mahalle. Orada insanlar oturdu konuştular bu sorunu, kendileri yürüyüş kararı aldılar. Halk bölünmez, çözümünü kendisi bulur.
Uyuşturucuyu tedavi için çözüm bulmak istedik. Amatem’lerle konuştuk, yapamayız dediler. Halk çözümünü buldu, bir yer tuttular Hasan Ferit Gedik Uyuşturucuyla Savaş Merkezi kurdular. Halk bu çözümü bulmasın mı? Sözde mücadele diyor buna savcı.
400 tane genç tedavi oldu bana, bazıları mektup yazdı bana ‘Abi iyiyiz’ diye. Devletin bunu kösteklemesi değil desteklemesi lazım. Ama devlet burayı bastı, çocukları yerlerde sürüdü. Yeri de işgal etti, özel harekat merkezi kurdu.
Halk çözümlerini bulurken onlar basıp karakol kuruyorlar. Bizim burada olmamıza uyuşturucu satıcıları çok seviniyor. Hasan Ferit katledildi, çeteciler mahkemelerde öyle rahattı ki. Çeteciler de burada olmamıza seviniyorlardır.
Biz uyuşturucuyla mücadeleye devam edeceğiz. Meclisle oluyorsa meclisle yapacağız. Bir mahallede çocukları yerlere yatırmışlar, çocuğun biri diyor ki ‘Abi ben uyuşturucu satıyorum, ben devrimci değilim.’ Sonra bıraktılar çocuğu.
Süleyman Soylu uyuşturucuya savaş açtık dedi. Ben yanımda olan bir çeteciye sordum. “Türkiye’de uyuşturucuya devletin gücü yetmez. Kendi adamlarını yerleştiriyordur” dedi. Halk bunla mücadele etmesin mi?
Halk meclisleri kumarla da mücadele ediyor. Mahallede büyük bir sorun. Hırsızlık oluyor mahallede, onla da mücadele ediyoruz. Hırsızı biz bunu şikayet edeceğiz diye getirdiler. Çocuğu tanıdım, yoksul bir çocuk. Yardım ettik, kurtardık. Suç mu?
Zenginliğin olduğu yerde yoksulluk da vardır. Zenginler tahteravallide sınıf bilinçleriyle ağır basarlar. O tahteravalliyi indirmeye devrimciler çalışır. İnsanlar buna çözüm bulmaya çalışıyorlar. Kooperatifler kuruyorlar.
Halk bir çözüm daha bulmaya çalıştı yoksulluğa, halk fırını kurdu Gazi mahallesinde. Polis bastı burayı. Halk yine bir çözüm üretmeye çalıştı, mühendisler halk bahçesi kurdu. Polis burayı da bastı.
Bir profil çizdik, yoksulların profilini. Biz onların avukatı olmaya talip olduk. Yoksul halk vekâlet ücreti ödeyemez tabi ki, biz buna talip olduk.
Kentsel dönüşüme karşı birçok yerde, mahallede mücadele ettik. Halkın evlerinin gasp edilmesine karşı, zorla ellerinden alınmalarına karşı mücadele ettik, halkın avukatlığını yaptık. Müteahhitlerle kavga ettik. Barikat olduk halkın evinin önünde…
Ülkede eğitim problemi var. İmam hatipleştirme tutmadı. Kentsel dönüşümle okullar yıkıldı. Mahallelerde halk öğretmenlerini çıkardı. Yoksul çocuklara dersler verdiler. Biz bunların da avukatlığını yaptık.
Halk kültürüne karşı büyük saldırı var. Grup Yorum’a saldırıyorlar. Biz Grup Yorum’un avukatlığını yapıyoruz, yapmaya da devam ettik. Milyonlara stadyumda konserler verdiler. Konser yapmaları engellenmesi için birçok şey yaptılar. Biz de birçok başvuru yaptık.
Bugün de Grup Yorum yeni üyeleriyle konserler yapmaya devam ediyorlar. Grup Yorum Halktır Susturulamaz diye sloganları var gerçekten de öyledir. Grup Yorum’un da avukatlığını yapmaya devam edeceğiz.
Onlar evini yıkıyor biz engel oluyoruz, onlar uyuşturucu satanları koruyor biz tedavi merkezleri kuruyoruz. Onlar halkın çocuklarını öldürüyor biz ölmesin diye bedenimizi siper ediyoruz. Onlar yoksulluk kader diyor biz yok edeceğiz diyoruz.
Onlar halkın evine silahlarla giriyorlar biz yoksulların evinde kalıyoruz. Biz terörist değiliz terörist olan onlar. Daha önce karar verenler simdi yanımızda kalıyorlar. Çok pişman olduklarını söylüyorlar25 senedir hakkımızda karar veremediler şimdi sizden istiyorlar.”
Duruşmadan gelişmeleri aktarmaya devam edeceğiz.
