2
Faşizm, Barbarlık ve Vahşetten Beslenir;
Türkiye Oligarşisi Tarihinde Bu Kavramlar AKP İktidarıyla Zirvesine Erişmiştir!
Gün geçmiyor ki bir vahşet haberiyle uyanmayalım. Son dönemde yaşanan gelişmeler hepimizde derin bir öfke ve acı yarattı, yaratıyor. Çocuk tacizleri, kadınlara uygulanan şiddet, tecavüzler, cinayetler, toplu taşıma araçlarında türeyen ahlak bekçisi meczuplar, işlerine KHK ile son verilen yüzbinler, hapishanelerde devrimci tutsaklara, avukatlara, gazetecilere uygulanan hukuksuzluk, izolasyon, tecrit, tutuklama ve gözaltı terörü, hayvanlar ve doğa üzerinde uygulanan sınırsız talan, sömürü, katliam…
Bunların hepsi faşizmin ve kapitalist barbarlığın yarattığı derin bunalım, halkı kompartımanlara ayırma, kendinden olmayana yaşam hakkı tanımama, kutuplaştırma ve şiddet içerikli söylemlerden bağımsız değildir. Emperyalizmin işbirlikçisi AKP faşizminin her gün kendinden olmayanları; sanatçıları, akademisyenleri, yazarları, çevrecileri, gazetecileri, halktan insanları neredeyse hedef göstermediği tek bir gün bile yoktur. Kutuplaştırmayı ve ayrımcılığı politikasının başat şiarı haline getirerek halkı birbirine düşmanlaştırmayı, bölmeyi, parçalamayı temel düsturu durumuna getirmiştir. Emperyalist efendilerinin stratejilerini büyük bir ustalıkla dizayn etmektedir.
Ve yarattığı bu kaos ortamının sayesinde ülkemizde ve Ortadoğu’da her geçen gün derin acılar ve acımasızlıklar yaşanmaktadır.
15 Temmuz 2016 tartışmalı askeri darbe girişiminin ardından 20 Temmuz 2016’da ilan edilen OHAL sürecinden sonra yüzbinlerce kişi tutuklandı. Sokaklarda cadı avı başlatıldı, devletin hoşuna gitmeyen tüm muhalif kesimler bu darbe süreci bahanesiyle derdest edildi.
Gözaltılar, işkenceler birbirini izledi ve hala bu hukuksuzluk tam gaz devam etmektedir. AKP son süreçte yaşadığı halkın memnuniyetsizlik ve tepki durumundan ötürü kapıldığı panikle kendisine karşı girişildiğini iddia ettiği darbe girişimi bahanesinden sonra bu durumu tersine çevirerek karşı (sivil) darbeye girişti, AKP’nin genel başkanı faşist şef Erdoğan’ın deyimiyle yaşananları kendileri için “Allah’ın bir lütfu” olarak ilan etti.
İşte iktidara geldiği 2002 yılından beri AKP faşizminin halka karşı açtığı savaş bu süreçle birlikte daha da boyutlanarak ülkemizde tam bir “açık faşizm ve kıyım” dönemi başlamış oldu. Ülke adeta polis devletine çevrildi, bütün yetkiler tek adamın elinde toplandı. Savcı, yargıç, hakim, adalet sarayları tek adamın hizmetine girerek adeta halkın tepesinde ‘’Demokles’in kılıcı’’ sallandı ve bir korku, gözdağı imparatorluğu tesis edildi, ülkemiz tamimiyle kontrgerilla cumhuriyetine çevrildi.
İstatistiki verilere göre OHAL süreciyle birlikte 70 binden fazla kişi tutuklandı, 121 bin 311 kişi kamudan ihraç edildi. 174 medya ve yayın kuruluşu kapatılarak, halkın yaşanan gelişmelerden ve farklı kaynaklardan haber alma özgürlüğü tamamıyla gasp edildi. 985 ticari işletme TMSF’ye devredildi, 99 belediyeye kayyum atandı. 100’ün üzerinde insan içine düştüğü çaresizlikten ötürü gelişmeler karşısında intihar ederek yaşamlarına son vermiştir.
Yaşananlar bizlere gösteriyor ki AKP hiçbir alanda kendisi gibi düşünmeyen kimsenin çalışmasını, yaşamasını, nefes almasını dahi istemiyor. Kendi kadrolarını muhtelif alanlara tamimiyle yerleştirerek ülkeyi bir aile şirketi, kabile devleti gibi yönetmek ve ömrünü ebediyen sürdürmek niyetinde. Elbette faşist AKP iktidarı ve onun şefi Erdoğan tüm bunları işlediği suçların bilincinde olarak ve yaşadığı süre zarfında yargılanmamak korkusuyla uyguluyor. Bunun için yapmadıkları ve yapmayacakları hukuksuzluk, vahşet, terör neredeyse kalmamıştır. Ülkede yurtseverlerin, demokratların, devrimcilerin, aydınların, ezilen emekçilerin kısacası farklı halk tabakalarının kanını emerek (zindanlarda, ekonomik alanda kırım uygulayarak, vs.) yıllarca iktidarda kalmaya, yaşadığı derin bunalımın patlamaya yol açmaması için elinde tuttuğu medya aracılığıyla, yarattığı bataklığıyla, ahlaksız programlarıyla, dernekleriyle, vakıflarıyla, yalanları dolanları, sahtekarlıklarıyla varlığını sürdürmek için ölümüne bir mücadele yürütüyor. Bu yüzdendir yüzbinlerce insanı zindanlara kapatması. Faşizm bir kene gibidir ve kandan beslenir. Devrimciler ülkemizde ve tüm dünyada hakikat avcıları olmuşlar, halka bilinç ve gerçekleri taşımışlardır. Bu yüzden faşist hükümranlar devrimcileri dünya tarihinde hep yok etmek, ortadan kaldırmak istemişlerdir. Emperyalizm ve Siyonizm işbirlikçisi AKP iktidarı da bu metodu harfiyen uygulamaktadır. Günümüzde bu süreç çok daha ince, sinsi ve pervasız yöntemlerle yaşanmaktadır. Amerikan emperyalizminin Ortadoğu’da hakim kılmaya çalıştığı yeni dünya düzeni (New World Order) projesinin hayata rahatlıkla geçebilmesi için tek yöntem olarak kendilerine önlerinde engel olan kimsenin kalmasını istememektedirler. Dikensiz bir gül bahçesi yaratmaya çalışmaktadırlar.
Son dönemlerde yaşanan diğer bir vahşet hayvanlara ve çocuklara uygulanan dizginsiz şiddet, taciz, kadınların uğradığı tecavüz girişimleri, hakaretler ve saldırganlık görüntüleriyle tezahür etmiştir. Geçmişten günümüze bu vahşetleri yaratan, bunalımlı ve hasta tipleri palazlandıran, ortaya çıkaran hep vahşi kapitalist sistem olmuştur. Kapitalizmin yasası kendinden güçsüz olanı ezmek, değersizleştirmek ve kendini en yüce varlık statüsünde görmek üzerine inşa edilmiştir. Kutuplaştırma ve nefret söylemlerini dilinden düşürmeyen, kendinden olmayanı değersiz gören, yok etmeyi hedefleyen AKP iktidarı bugün yaşanan tüm acıların, barbarlıkların ve vahşetlerin birinci elden sorumlusudur.
Bu yaşanan vahşetlerin ardından faillere ya ceza verilmemekte, ya da ‘’iyi hal’’, gönüllü birliktelik’’, gibi akıl almaz mütalaalar verilerek yaşananlar cezasız kalmakta, bu cani ruhlu ve bunalımlı sapık tipler ellerini kollarını sallayarak dolaşmakta, daha da büyük bir cesaretle aynı vahşetleri uygulamaya devam etmektedirler. Bir bakıma bu yaşananlara cezasız bırakıp göz yumarak, halkı bu yaşananları kanıksatmaya, olağanlaştırmaya, sıradanlaştırmaya çalışmaktadırlar.
AKP iktidarı sözde İslamcı ve muhafazakâr olduğunu belirtmektedir. Böyle bir İslam anlayışı, böyle bir muhafazakârlık olur mu? Ahlaksızlığın, namussuzluğun, şerefsizliğin kol gezdiği bir ortam, deyim yerindeyse bir “AKP İSLAMI” yarattılar. Bu anlayışa göre yaşanan tüm çirkeflikler ve iğrençlikler serbest hale getirildi. Cezasızlık politikası yaşanan gelişmeleri, zalimlikleri daha da şiddetlendirdi, pekiştirdi.
Günümüz coğrafyası adeta bir Emevi inancına, ortalık ise yezitlere büründürüldü.
Bugün muhalif kesimler; avukatlar gazeteciler, devrimciler, akademisyenler, sanatçılar, en ufak bir hak talebinde bulunanlar, basın açıklaması gerçekleştirenler, düzmece iddialarla faşizmin yukarıdan aşağıya yaratmış olduğu hukuk ağıyla tutuklanmakta, yıllarca hapis cezaları verilmekte, sahte tanıklarla, uydurmuş oldukları düzmece delillerle yıllara varan hapis cezalarına çarptırılmaktadırlar. Ülkemizde kendi yarattıkları hukuk metinleri bile kâğıt üzerinde kalmakta, deyim yerindeyse hukuk ayaklar altına alınarak tek adamın keyfiyetine göre ipleri kendi elinde bulunan, faşizmin cüppeli generalleri olan savcılar aracılığıyla tepeden tırnağa kadar kanunsuzluk ve suç düzenini, açık faşizmin kurumlaşmış düzenini hayata geçirmektedirler. Soma davasında, torunlar inşaatı davalarında, Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın avukatlığını üstlenen halkın hukuk bürosu avukatlarının davalarında, Hasan Ferit, Dilek Doğan, Yılmaz Öztürk davalarında, Berkin Elvan, Uğur Kaymaz, Ceylan Önkol, Kürdistan’da ve ülkemizin genelinde katledilen, kanı akıtılan halklarımızın davalarında faşist AKP iktidarının kiralık tetikçileri ceza almamakta, bilakis cezasızlık politikalarıyla adeta mükafatlandırılmaktadırlar. Faşizmin kiralık katilleri sahiplerinden aldıkları güvenle halka karşı aleni suçları işlemeye büyük bir iştahla devam etmektedirler.
Mahallelerimiz her gün polis ablukası altında. Faşizmin kolluk güçleri kurumları, dernekleri kapatıyor, halkla devrimcilerin iletişimini kesmeye çalışıyorlar. Devrimcileri halktan tecrit ettikleri oranda halkı da yalnızlaştırmaya, korkuya, bireyciliğe ve yozlaşmaya sevk ederek kendi sorunları içinde bocalamasını ve her dönem halkın sorunlarına ortak olmaya azami gayret gösteren devrimcileri tutsak ederek ve halk üzerinde sonsuz tahakküm kurarak mahallelerimizi dağıtmaya ve bu bölgeleri Ciner, Torun, Kolin gibilere, bunların emperyalist ve yağmacı ortaklarına, kısacası kan emicilere peşkeş çekmeye çalışıyorlar.
Eğer bizler yaşanan tüm bu gelişmelere ve saldırılara, alçaklık ve namussuzluklara sırtımızı dönersek, bu gelişmeler daha büyük bir ivmeyle ve pervasızlıkla devam edecektir. Yaşananlara kayıtsız kalamayız. Kalmamalıyız. Bu halkın ve Anadolu’nun geçmişi çok köklüdür ve büyük değerler bu coğrafyada yetişmiştir. Bizlere empoze etmeye çalıştıkları ahlaksız ve vicdansız yaşamdan kopmamız, yüzümüzü değerlerimize dönmemiz gerekiyor.
Bizler inançları, düşünceleri, değerleri için can veren, katledilen, hapislerde yatan bir neslin ardıllarıyız. Bizleri inançlarımızdan, düşüncelerimizden ve değerlerimizden soyundurmaya, kendi biçtikleri donun içine koymaya, kendi kalıpları ve olmayan değerleri ve ahlakları ekseninde biçimlendirmeye çalışıyorlar. Bunlara müsaade etmek kendi kişiliğimizden ve insanlığımızdan vazgeçmek demektir. Mankurtlaşmak demektir. Bu yaşananlara karşı örgütlü olmak, birleşmek ve kenetlenmek ve mücadele etmek gerekiyor.
Kenetlenir, örgütlenir ve birleşirsek önümüzde faşizmin o çok güçlü görünen orduları sadece bir cüceden ibaret olur. Yüzümüzü kendimize dönmeli, ayaklarımızı yere sağlam basmalıyız.
Bizler ülke topraklarında var oldukça yaşanan bu geniş kapsamlı saldırılara müsaade etmeyeceğiz. Halkımıza gerçekleri ulaştırmaya, gerçeklerin egemen olması adına bedel ödemeye devam edeceğiz.
Bilincini Yalanlarınız ve Ahlaksızlıklarınızla Çarpıttığınız Emekçi ve Ezilen Halkların Uyanışı Sizin Sonunuz Olacaktır!
Yarattığınız Yoksulluk ve Çürüme Sistemi Sizlerin Sonu Olacaktır!
Zulüm ile Abad Olanın Sonu Berbad Olur!
OKMEYDANI HALK MECLİSİ
