9
Dersim Seyit Rıza Meydanı, Açlık Grevi Direnişinin 43. Günü
Sabah geceden başlayan yağmurun sesi ile uyanıyoruz. Gökyüzü simsiyah, yağmurlu ve soğuk bir gün olacak belli.
7 minibüsüne yetişiyoruz. Hemen yer veriyorlar Kemal Amca’ya burası İstanbul ya da Ankara gibi değil yaşlılara, hastalara saygı devam ediyor. İnsanlar yerlerini veriyor, yolculuk boyunca sohbet edip şakalaşıyorlar birbirleri ile. Paranız olmadığında sonra verirsin diyor kaptan, düzen insani değerleri henüz bozamamış burada.
Alanımıza geliyoruz, hemen büyük şemsiyemizi açıyoruz. Tabureler, sandalyeler her şey sırılsıklam. Neyse ki Kemal Amca öngörülü bir insan her gün aldığı gazeteleri biriktiriyor lazım olur diye, tabureleri sandalyeleri onlarla kurutup üzerlerine yine de gazeteleri seriyoruz. Babamız hemen bir kâğıda 43 yazıp dövizimize yapıştırıyor. Hiç bize yaptırmaz bu işi kendisi yapar muhakkak. Her sabah biz gelir gelmez ilk çayımızı kuruyemişçi Bülent Abi ısmarlar, bugün yağmurlu diye açmamış tezgâhını.
Hem ilk çayımızı içmek hem de sabah haberlerini dinlemek için hemen yanımızdaki kafeye oturup çayımızı söylüyoruz. Haberler Amerika’nın Suriye’ye füze saldırısında bulunduğunu geçiyor. Erdoğan çok sevinmiş bu duruma, bir başlangıç olmasını ümit ediyoruz, yeterli değil ama iyi bir gelişme gibi açıklamalar yapıyor. AB ülkeleri de hoşnut durumdan ABD’yi destekleyen açıklamalar yapıyor. Her biri avının başında ağzı sulanan sırtlan gibi. Biz biliyoruz ki emperyalizmin sevindiği işten halklara yarar gelmez.
Tekrar şemsiyemizin altına gidiyoruz, alanımızı boş bırakmamak lazım. Yağmura rağmen ziyaretçilerimiz bizi yalnız bırakmıyor. Öğlene doğru İstanbul’dan Özlem Abla geliyor, babaya refakat edeceğini söylüyor. Şehir girişindeki GBT sırasında jandarma kimliğine gerek olmadığını söylemiş, insanın yaşlılığı da bu kadar yüze vurulmaz ki diyor, ablacım gençlere sormuyorlarmış deyip şakalaşıyoruz.
Dün günlüğümüzde Belçika’dan dostlarla yaptığımız görüntülü görüşmeyi yazmayı atlamışız, kusurumuza bakmasınlar. Nasıl da sevinmiştik hâlbuki. Belçika’daki dostlarımız Kemal Baba’ya destek açlık grevlerinin 3. Günündelerdi dün. Baba ile uzun uzun sohbet ettiler, babamız destekleri için çok mutlu olduğunu söyledi. Şehitlerimiz bizim onurumuzdur, siz de bizim onurumuzsunuz dedi..
İhraç edilen akademisyen ve öğretmenler geliyor, güzel sohbetleri ile içimizi ısıtıyorlar. Öğrencileri de bizi sıkça ziyaret ediyorlar. Gün boyu sürekli gelip gidiyorlar yanımıza.
Öğleden sonra yine polis hareketliliği başlıyor meydanda. Bu kez sebebini biliyoruz. Devlet erkânı gelmiş Dersim’e, her geldiklerinde de Dersim’in en lüks oteline gelir burada yemeklerini yerlermiş. Çevrede park edilen tüm araçlar kaldırılıyor, bomba arama köpekleri, özel harekâtçılar, siviller resmiler… bilumum kolluk ekibi dolduruyor ortalığı. Zırhlı rangerlar, akrepler, kobralar, kartallar, sinyal kesici jammerler çeşit çeşit zırhlı araç geliyor. Vali, kayyum filan da gelecek belli ki diyor halktan insanlar. Her birinin koruma ekipleri birbirinden farklı imiş halk anlıyor kimin gelip kimin gelmeyeceğini. Bugün tüm resmi sosyete burada diyorlar gülerek. Nihayet konvoy şeklinde geliyor siyah camlı arabalar saymaya kalkıyoruz sayamıyoruz… Siyah camlı arabalardan siyahlı insanlar iniyor yığınla… Korkmayın korkmayın biziz “halk” diyor biri, asıl korkuları biziz zaten diyor bir diğeri. Gerçekten de yoksul, aç, cahil bıraktıkları onlarla öldürdükleri halktan ne çok korkuyorlar… Nazım Ustanın dediği gibi; ölülerden korkuyorlar, dirilerden korkuyorlar, hele çarıklılardan hele kasketlilerden.. Onlar ki hayını bağışlamayı bilmez ve hiçbir korkuya benzemez halkını satanın korkusu…
Biz her akşam ki bitirme saatimiz gelene dek duruyoruz meydanımızda. Lüks oteller, zırhlı araçlar onların olsun meydanlar bizim.. Başımız dik, alnımız açık halkımızın içinde olma onuru bizim..
Seyit Rıza Meydanından sevgiler..
