Home Blogİrfan Yılmaz Mektup

İrfan Yılmaz Mektup

by halkinkutuphanesi
0 comments

 

 

 

Siyasi Tutsaklar İçin Uluslararası Dayanışma (Is4pp) İrfan Yılmaz İçin Adalet Bakanlığı’na Mektup Gönderdi

İLGİ: E-87119442-622.01[622-01-34-0209-2026]-6779/47557 06.08.2026 sayılı yazınız.

Marmara (Silivri) 2 Numaralı L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunan İrfan Yılmaz, ileri evre kalıtsal Serebellar Sendromu (beyincik erimesi) hastasıdır. Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) 26 Kasım 2025 tarihli resmi raporu, Yılmaz’ın tetraparezi (dört uzuvda felç), ağır konuşma bozukluğu ve kalıcı idrar/dışkı kaçırma rahatsızlıkları olduğunu; tekerlekli sandalye ve sedyeye bağımlı olarak “hayatını yalnız başına idame ettiremeyeceğini ve cezaevinde kalamayacağını” ” kesin olarak belirtmiştir.

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un yani kısaca infaz kanunun 16. Maddesinin 6. Fıkrasına göre cezasının derhal ertelenmesi gerekirken, Sarıyer İlçe Emniyet Müdürlüğü tarafından hazırlanan, tıbbi dayanaktan yoksun, soyut ve siyasi gerekçeli bir “güvenlik riski” raporu öne sürülerek, İrfan Yılmaz’ın tahliyesinin “toplum güvenliği için tehdit oluşturacağı” iddia edilerek tahliyesi keyfi bir şekilde engellenmiştir. Konuyla ilgili olarak daha önce tarafınıza yapılan başvuruyla alakalı olarak … tarihinde tebliğ edilen E-87119442-622.01[622-01-34-0209-2026]-6779/47557 06.08.2026 sayılı yazınızda, ilgili başvurumuzda bu konuda hiçbir talep veya beklenti dile getirilmediği halde, “Bakanlığımıza hitaben gönderilen taleplerinizi kapsayan başvurunuz incelenmiş olup; Hastalık nedeniyle infazın ertelenmesi ile ilgili talebin, 5275 sayılı Ceza Ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 16. maddesi gereğince infazın yapıldığı yer Cumhuriyet Başsavcılığına yapılması gerektiği, bu konuda Bakanlığımızca yapılacak bir işlem bulunmadığı” şeklinde cevap verilmiştir.

Her ne kadar ilgili yazıda “Hastalık nedeniyle infazın ertelenmesi ile ilgili talebin, 5275 sayılı Ceza Ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 16. maddesi gereğince infazın yapıldığı yer Cumhuriyet Başsavcılığına yapılması gerektiği” ifade edilmiş ise de gerek ilgili yazınıza konu olan başvurumuzda bu yönde bir talep veya beklenti dile getirilmemiş olması sebebiyle gerekse de İrfan Yılmaz’ın durumunun artık yalnızca bir cezanın infazı meselesi olmadığının açık olması sebebiyle ilgili yazınızın son derece genel geçer nitelikte olduğunu ve bakanlığınızın görev sorumluluklarının ciddiyetiyle örtüşmediğini belirtmek isteriz. Ortada DOĞRUDAN DOĞRUYA YAŞAM HAKKINI, İNSAN ONURUNU, KİŞİNİN MADDİ VE MANEVİ VARLIĞINI KORUMA HAKKINI VE DEVLETİN YAŞAMI KORUMA YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜ İLGİLENDİREN BİR DURUM bulunmaktayken bu kadar ciddiyetsiz, genel geçer bir cevap vererek sorumluluklarınızın üzerini örtme çabanız kabul edilemez.

Şunu tekrar hatırlatmak isteriz ki; devletin ceza infaz yetkisi sınırsız değildir. Hiçbir infaz uygulaması, tutuklu/hükümlülerin yaşamını ve sağlığını ciddi biçimde tehlikeye atacak şekilde sürdürülemez. Ceza veya cezaların infazı, kişiyi ölüme, tedavisizliğe, sürekli acıya veya insanlık dışı koşullara mahkûm etme aracı olamaz. İnfazın yerine getirilmesi, yaşam hakkının önüne geçirilemez. Yaşam hakkı cezaların infazına öncelikli bir değer, vaz geçilmez ve özel durumlar haricinde sınırlandırılamaz bir temel haktır.

İrfan Yılmaz’ın cezaevinde kalamayacağı tıbben ve resmi olarak tespit edilmişken; temel ihtiyaçlarını tek başına karşılayamadığı, sürekli bakıma ihtiyaç duyduğu ve ağır engellilik koşulları altında bulunduğu bilinirken cezaevinde tutulmaya devam edilmesi, hukukun ve devletin koruması gereken en temel değerlerle, yukarıda sözünü ettiğimiz yaşam hakkının cezaların infazına öncelikli bir değer olması gerekliliğiyle/zorunluluğuyla bağdaşmamaktadır.

Üstelik İrfan Yılmaz’ın koşullu salıverilme hakkından yararlanmasının, cezaevi idaresinin “iyi halli olmadığı” yönündeki değerlendirmesi gerekçe gösterilerek engellendiği belirtilmektedir. Ancak ağır engellilik ve yaşamı sürdürememe koşulları altında bulunan bir kişinin özgürlüğünün, soyut veya yeterince gerekçelendirilmemiş bir “iyi hâl” değerlendirmesine dayanılarak fiilen yaşamını tehdit eden koşullarda kısıtlanmaya devam edilmesi kabul edilemez.

İyi hâl değerlendirmesi, yaşam hakkını ortadan kaldıracak veya kişiyi cezaevinde ölüme terk edecek şekilde yorumlanamaz. İnfaz hukukunun hiçbir kurumu, Anayasa ve uluslararası insan hakları hukukuyla güvence altına alınan yaşam hakkının üzerinde değildir.

Bu noktada, tam da bu konuyla ilgili, çok değil birkaç ay önce, kamuoyunda haklı olarak ciddi bir eşitsizlik ve çifte standart tartışmasına yol açan bir gelişme yaşanmıştır. İsmailağa cemaatine bağlı Hiranur Vakfı’nın kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel, kamuoyunda H.K.G. davası olarak bilinen dosyada aldığı hapis cezasına rağmen, ne olduğu bilinmeyen/açıklanmayan genel geçer bir ifadeyle “sağlık sorunları” gerekçe gösterilerek 17 Haziran 2026 tarihinde ev hapsi ve yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbirleriyle serbest bırakılmıştır.

Bu noktada haklı olarak şu sorular akıllara gelmekte ve Bakanlığınızın bunları yanıtlaması gerekmektedir:

Yusuf Ziya Gümüşel bakımından sağlık sorunları tahliye gerekçesi olarak kabul edilirken, neden %96 engelli olan, tekerlekli sandalye kullanan, tek başına yaşamını sürdüremeyen, en temel ihtiyaçlarını dahi başkasının yardımı olmaksızın karşılayamayan ve üstelik Adli Tıp Kurumu tarafından açıkça “cezaevinde kalamaz” raporu verilen İrfan Yılmaz için aynı hukuki ve insani yaklaşım gösterilmemektedir?

Hukuk, kişilerin siyasi düşüncesine, dünya görüşüne, toplumsal konumuna, ait olduğu çevreye veya kamuoyu üzerindeki etkisine göre farklı mı uygulanmaktadır?

Adalet, herkese aynı muamelenin mekanik biçimde uygulanması değildir; adalet, herkesin hakkı olanı alması ve hukuk önünde keyfî ayrımcılığa maruz bırakılmamasıdır. Aynı hukuki sistem içinde bir kişi hakkında sağlık gerekçesiyle özgürlüğü dışında tedbirler uygulanabilir görülürken, çok daha ağır ve açık biçimde yaşamını tehdit eden sağlık koşullarındaki başka bir kişinin cezaevinde tutulmaya devam edilmesi “herkesin yasalar karşısında eşit olduğu/yasaların herkese eşit şekilde uygulanacağı” şeklindeki -mekanik açıdan- eşitlik ilkesine dahi aykırı olan bu durum açık bir adaletsizlik, açık bir çifte standart uygulaması değil midir?

İrfan Yılmaz’ın durumu, cezaevlerinde ağır hasta ve engelli tutsakların karşı karşıya bırakıldığı yapısal sorunun da somut bir örneğidir. Devletin sorumluluğu, bir kişinin hastalığının ve engellilik durumunun cezaevinde daha da ağırlaşmasını beklemek, geri dönülemez sonuçlar ortaya çıktıktan sonra müdahale etmek değildir. Devletin yükümlülüğü, öngörülebilir yaşam ve sağlık risklerini zamanında ortadan kaldırmaktır.

Bu nedenle;

  • Adli Tıp Kurumu’nun İrfan Yılmaz hakkında verdiği “cezaevinde kalamaz” yönündeki raporun derhal ve etkili biçimde uygulanmasını,
  • İrfan Yılmaz’ın %96 oranındaki engellilik durumu, kendi yaşamını tek başına sürdürememesi ve temel ihtiyaçlarını bağımsız biçimde karşılayamaması nedeniyle cezaevinde tutulmasının yol açtığı yaşam ve sağlık risklerinin gecikmeksizin ortadan kaldırılmasını,
  • İnfaz sürecinde yaşam hakkı ve insan onurunun her türlü idari değerlendirme ve takdirin üzerinde tutulmasını,
  • “İyi hâl” değerlendirmesinin, ağır engelli bir insanın yaşamını fiilen tehlikeye atacak şekilde özgürlüğünden yoksun bırakılmasının gerekçesi haline getirilmemesini,
  • Koşullu salıverilme ve infaz hukukundan kaynaklanan haklarının hukuka, insan haklarına ve yaşam hakkının korunması ilkesine uygun biçimde yeniden değerlendirilmesini,
  • İrfan Yılmaz’ın derhal serbest bırakılmasını ve cezaevi koşullarının kendisi açısından oluşturduğu insanlık dışı ve onur kırıcı sonuçların sona erdirilmesini,
  • Kamuoyunda oluşan haklı çifte standart ve eşitsiz uygulama kaygılarının giderilmesi için benzer durumlarda sağlık, yaşam hakkı ve insan onuru bakımından eşit, nesnel ve ayrımcı olmayan hukuki ölçütlerin uygulanmasını talep ediyoruz.

İrfan Yılmaz’ın yaşamı, “iyi hâl” adı altında yapılan bir değerlendirmeye veya infazın biçimsel olarak sürdürülmesine feda edilemez.

Cezaevinde kalamayacağı resmi olarak tespit edilmiş, %96 engelli, temel ihtiyaçlarını tek başına karşılayamayan ve yaşamını bağımsız biçimde sürdüremeyen İrfan Yılmaz’ın cezaevinde tutulmasına derhal son verilmelidir.

İrfan Yılmaz derhal serbest bırakılsın.

Siyasi Tutsaklar İçin Uluslararası Dayanışma (IS4PP)

 

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Yorum Bırakın

Focus Mode